Haziran 18, 2010

Olmayan Pistlerimiz ve Motor Sporları


Formula1 İstanbul Grand Prix'i izlemek için Bridgestone'un davetlisi olarak gittiğimizde Akay ile motorsporları ve pistler hakkında uzun uzun konuşma fırsatımız oldu. Bu sırada uzun süredir kanayan yaralardan biri olan pistsizlik sorunu hakkında da fikir paylaşımı yapma şansımız oldu. Dünya'nın en önemli pist yarışlarından birine ev sahipliği yapan İstanbul'da F1 izliyorduk Paddock Clup içerisinde ama Türkiye öyle ironik bir ülke ki İstanbul'da motorsporlarına gönül vermiş kişiler için bir pist bile bulunamıyor. Bildiğiniz üzere uzun yıllar İzmit Körfez Pisti vardı motorsporları gönüllüleri için. Hem motosikletler hem arabalar bu pistte yarışıyordu. Her ne kadar pist daha ziyade otomobil için tasarlanmış olsa da motorculara özel bir başka alan olmadığından onlarda aynı pisti kullandılar uzun süre. Ancak geçtiğimiz yıllarda enteresan bir şekilde "pistin gürültüsü çevrede yaşayanları rahatsız ediyor gerekçesi ile bir şikayet üzerine açılan dava sonunda kapatma kararı verilerek İzmit Körfez Pisti kapatıldı. Bir yanda F1 evsahipliği diğer yanda Kenan Sofuoğlu gib Dünya Klasmanı içerisinde birinciliklerle yarış hayatını sürdüren bir motorsiklet yarışçınız ve elbette ralli - drag vb alanlarda da hem profesyonel hem de amatör sürücüleriniz varken pist kapatılıverdi. Gerekçeyi anlamak güç, dünya'nın her yerinde bu tip pistler vardır ve olmalıdır. ancak hata bu pistlerin çevresine inşaat izni verilmesi midir? Ya da pistin daha sakin bir lana yapılmasının sağlanmamasımıdır bu tartışmalı bir konu. Diyeceksiniz ki İstanbul Park var ama orası da öyle yüksek fiyatlar ile kiralama yapıyor ki bu fiyatları karşılayıp yarışma düzenleyecek bulmak oldukça zor.

Körfez pisti de sürttn çıkmış ak kaşık değil elbette, onun da ciddi güvenlik sıkıntıları mevcut. Rahmetli Sinan Sofuoğlu pistti yer alan bir kaya!ya çarparak yaşamını yitirmişti. O kaya orada ne arıyordu birinin cevaplaması gerekmez mi?
Aslında bu yazıyı yazmamın ve olayları uzun süre sonra biraz canlandırmak isteyişimin nedeni F1 izlerken hissettiğim heyecan ve adrenalin öylesine yüksekti ki ben de amatör de olsa bir araç ile piste inmek ve bu duyguyu adrenalini arttırmak, pist heyecanını yaşamak istedim. Ama bırakın piste benim amatörce inmemi İstanbul'da şu anda profesyonellerin bile inebileceği bir pist yok. İstanbulPark'ın işletmeden kaynaklı engelleri Körfez pistinin kapalı oluşu gibi nedenlerle bu heyecan suya düşüveriyor.
Peki böyle mi olmalı? Elinizdeki pistleri daha verimli kullansanız, hem vatandaşın vergisi ile yapılıp özel firmalara - kişilere devredilmiş olan İstanbulPark'ın daha verimli olması sağlanır hem de aktif bir körfez pisti ile drag'çılardan motorculara hız tutkunu olanlar pistlerde yarışmaya teşvik edilir. Klasik laftır "Sokakta yarışacağınıza pistte yarışın." iyi de pist yok ki...
Genç yaşta hız tutkusu olan çocukları alıp yetiştirmek ve özel pistlerde yarıştırmak sonucunda ancak biz de Schumaer'leri Alonso'lar yaratabiliriz. Her seferinde yaptığımız gibi kendi imkanları ile bir şekilde bir yere gelen başarılı kişilerin vitrine çıkması sonrası "Çılgın Türk, Türk'ün Avrupa Zaferi" vb sloganlarla pohpohlanması ve başarısından nemalanmak değil tam akine daha yardıma ihtiyacı varken yolun başındayken yatırım yapılıp başarılı olması garanti haline getirilmeli. bunun için de nice pistlere ihtiyaç var. Umarım bu çile sona erer ve hız tutkunları sağlıklı, güvenli pistlerde yarış koşmaya devam edebilir.

Haziran 09, 2010

Honda'nın Yeni Hybrid Spor Aracı: Honda CR-Z Sports Hybrid

Honda yeni Hybrid aracı CR-Z Sports için Wieden & Kennedy London'un hazırladığı reklamlar Avrupa üzerinde 29 pazara yayınlanacak.

RGB "Kırmızı - Yeşil - Mavi" renkleri üzerine kurgulanan reklam, aracın 3 sürüş modunu temil ediyor; 'Sport' - 'Normal' - 'Econ'.

Honda CR-Z Sports Hybrid teknik bilgileri bilgi için tıklayın.
Honda CR-Z Sports Hybrid fotografları için tıklayın.


Pegasus ve Omsan ile Arabamtatilde.com

Pegasus Havayolları ve Omsan Lojistik'in "Arabam Tatilde" projesi ile siz uçağınızda yolculuk ederken aracınızda sizin için Omsan tarafından taşınıyor.Proje Pegasus ile Bodrum'a uçacak yolcular için özel olarak hazırlanmış. PGS ile uçuşunuz öncesinde bir rezervasyon yaptırıyorsunuz ve aracınızı isterseniz Sabiha Gökçen Havaalanı'nda bulunan Omsan görevlisine teslim ediyorsunuz ya da İstanbul'da bulunan Omsan teslimat noktalarına bırakıyorsunuz. Böylece siz uçak ile Bodrum'a yolculuk yaparken aracınız Omsan ile Bodrum'a taşınıyor.

Projeyi bugün Pegasus'un gönderdiği e-posta'dan gördüm. Oldukça da başarılı bir fikir olduğunu düşünüyorum. Özellikle uzun yol yapmakta zorluk çeken, uzun yol gitmekten sıkılan ya da yorulan sürücüler açısından tercih edilebilecek bir opsiyon olacaktır. Proje için hazırlanmış olan arabamtatilde.com sitesinde yer alan fiyatlar; binek bir otomobilin Bodrum'a taşınması için tek gidiş 394 TL, gidiş dönüş ise 671 TL olarak belirtilmiş. Eğer yüksek motor  hacimli bir aracınız var ve bir depo benzinden fazlası ile Bodrum'a gidiyorsanız fiyatlar fena sayılmaz. Uzun yol yolculuğunun getirdiği ciddi kaza risklerinin de alınmadan yolculuk gerçekleştrildiği düşünüldüğünde mantıklı bir seçim.

Karşılaştırma yapmak için DenizLines'ın düzenlediği İstanbul - Bodrum feribot seferlerine ait programı aradım ancak henüz  yayınlanmamış görünüyor bu nedenle sağlıklı bir fiyat karşılaştırması yapamadım.Ancak bildiğim kadarı ile 180 - 290 TL arasında değişiyordu 2008 yılı kamarasız taşıma fiyatları. Eğer bu yıl  feribot seferleri yapılmayacak olursa PGS-Omsan işbirliği ile yapılan bu çalışmanın iyi bir tanıtım ileseı düşünüyorum.

Proje hakkında detaylı bilgi almak için arabamtatilde.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Pegasus Havayolları'nın resmi sitesindeki bilgilendirme için buraya tıklayabilirsiniz.


Haziran 04, 2010

Bridgestone ile Formula1 2010 İstanbul Sıralama Turlarını İzledik


Bir yandan evlilik koşturmacam bir yandan iş koşuşturmam devam ederken aldığım bir mail bir anda yüzümü güldürdü geçtiğimiz hafta. Sevgili Yalçın Pembecioğlu Bridgestone'un davetlisi olarak Cumartesi günü İstanbulPark'ta yapılacak sıralama turlarını izlemek için 15 kişilik bir grup oluşturulduğunu, benim de bu gruba katılmak isteyip istemeyeceğimi sormuş. Böyle bir teklifi kaçırmak için elbette ya düğünümün o gün olması gerek ya da hasta yatıyor olmam gerek diye düşündüm bir an. Hoş hasta da olsam giderdim o ayrı. Geriye bir tek düğün günüme denk gelmesi durumunda red cevabı iletirdim sanırım kendisine. Bu düşüncelar arasında bu nazik daveti kabul ettim. Benim için iki açıdan da farklı bir gün olacaktı. Birincisi daha önce blog yazarları ile birlikte bir etkinliğe katılmışlığım yoktu. Bu vesile ile daha önce yazılarını takip ettiğim ancak hiç yüzyüze gelmediğim kişilerle de tanışma fırsatı bulacaktım. Hoş Yalçın ile bile aynı sektörde hatta kardeş şirketlerde görev alıyor olmamıza ve bloglarını takip etmeme karşın yüzyüze gelmediğim düşünülürse bu normal bir durumdu benim için. Formula1 heyecanını beklerken etkinlik süresince üzerimize giyeceğmiz kıyafetlerimiz adresime ulaştı, emektar Canon’un şarjı tamamlandı, temizliği yapıldı, artık herşey hazırdı.

Sabah Kadıköy'de buluşmak üzere yola çıktığımda kimlerle tanışacağımı bilmeden F1 araçlarının yanında olacak olmanın verdiği heyecan ile yol aldım. Ekip ile buluştuğumuzda Yalçın’ın sıcak karşılaması sonrasında biraz uyku mahmurluğu biraz tanışık olmamanın verdiği soğukluk ile ekip İstanbulPark'a doğru yola çıktı. İstanbulPark'a yaklaşmamız ile birikte yol boyunca çok iyi organize edilmiş ekipler araçların üzerindeki geçiş kartlarına göre yol göstererek ilgili otoparka ulaşmanız için yön veriyor hem de bir yandan güvenliği sağlıyorlardı. Günümüz Paddock Clup içerisinde geçeceğinden bize ayrılan otoparka yönlendirildik ve araçlardan inip bizim için hazırlanan giriş çıkış kartlarımızı aldık. Manyetik kartlarımız boynumuzda duracak ve her ihtiyaç olan girişte okutulacaktı. İçimden ne kadar ihtiyaç olabilir ki diye düşündüm bir an ama sonrasında pişman oldum zira olduka fazla kullandık bu kartları.

Güvenliği geçip Paddock Clup levhasını gördüğümde daha bir belirginleşti nasıl bir gün geçireceğim. Zira arka tarafta tüm markaların TIR'ları duruyordu sıra sıra. Anlatılması zor bir his bunca yıl TV'den bu ekiplerin yarışlarını yakından takip ettikten sonra şimdi diplerine kadar girecek olmak. Koridordan yolumuza devam ederken Paddock Clup Chill Out Lounge'un yanından geçtik ve Bridgestone'un locasına vardık. Her markanın locasınınyer almadığı Paddock Clup gerçekten çok özel bir hizmet ile tüm yarış süresince gerek marka davetlilerine gerekse ücretini ödeyerek gelen kişilere premium hizmet veriyor. Paddock Clup hakkında detaylı bilgiyi benden daha önce Akay Peker kaleme aldığı için burada bir daha vermeyeceğim ama Paddock Clup nedir? Ne değildir? diyenler için burdan ilgili yazıyı okuyabilirsiniz.

Masalarımıza gelirken başlayan yiyecek içecek ikramı sürerken bir yandan eşyalarımızı yerleştirdik ki hemen arkasından Bridgestone ekibi bizi karşılayarak programı lattı ve bizi gruplara ayırarak vip kartlarımızı dağıttılar ve ayağımızın tozu ile pit yürüyüşüne çıktık. Merdivenlerden aşağı inmeden önce ilk kartımızı okuttuk ardından merdivenlerin sonunda yer alan ikinci turnikeye yeni verilen vip kartları okutuldu ve yolun sonu bir anda o müthiş heyecanın yaşandığı pit alanına çıkıverdi. O anda farkettim ki birlikte hareket ettiğimiz ekibimizde birbirlerini tanıyan tanımayan herkes aynı heyecan ile gözlerini faltaşı gibi açmış ve pit üzerindeki araçlara bakıyor. Bir yandan yürüyor bir yandan da merak ediyordum "Acaba kimlere denk geliriz bugün? bu alanda?”. Her çektiğim kareden sonra "Bu gerçek, değil mi?" diye sordum kendime. Araçların başına üşüşmüş teknik elemanlar, arka planda bilgisayar başında ölçümleri kontrol eden teknikerler, havadan sarkan kablolar ve bir kenarda ısınan canavar lastikler. Evet F1 pistinin içindeydik üstelik Schumaer'in aracına bakıp Weber'in lastiklerine dokunup, Renault'un aracına neler yaptığını izliyorduk. Pit yürüyüşü sona erip localarımıza döndüğümüzde sırasıyla GP3 - GP2 - Porshce GT Cup ve sonrasında bu canavar makineler pistte yer alacaktı. Bridgestone lobisine dönmek için yine VIP kartımızı okuttuk sonrasında diğer turnikeye de kendi kartlarımızı okuttuk. Şimdi dileyen loca içerisinde yiyecek ve içecekler içerisinde, klimalı ortamda dev ekranlardan yarışı takip ederken isteyenler balkonda- tam da pit alanının üzerinde yarışı izleyecekti. İtiraf etmeliyim ki F1 araçlarını dinledikten sonra GP2 - GP3 ve Prosche GT yarışları ve bu araçların sesleri hiç de tatmin etmiyor insanı :)

F1 sıralama turları öncesinde bol bol fotoğraf çektik pit üzerinden ve kendimizi hıza alıştırmaya çalıştık. O sırada günün en heyecan verici turu için hazırlanmamız söylendi. 4 kişilik ekipler halinde markalardan birinin pit alanının içini gezecektik. Rastgele seçilen ekiplerden biri Virgin ekibine biri de McLaren ekibine gidecekti. Hiç düşünmedim ama en çok istediğim yere Mclaren Mercedes ekibine ziyaret edeceğimiz belli olduğunda artık damarlarıma kan ile birlikte adrenalin de pompalandığını hissetmeye başladım. Yine VIP kartlarımız dağıtıldı önce ilk turnike sonra ikinicisini geçtik ki o sırada birlikte yürüdüğüm kişinin sevgili Ömer Suner olduğunu fark ettim. İşte dijital ortamdan tanışıp yüzyüze gelmemiş olmak da böyle birşeydi sanırım. O da tıpkı benim gibi McLaren Mercedes ekibine yapacağı ziyaretten dolayı çok heyecanlıydı. Önce ekiplerin Tır ve de Motor Home alanına indik. Artık ağzım heyecandan kapanmıyordu fark ediyordum. Her yerde devasa objektifleri ile gezen fotoğrafçılar, temizliği ile insanı şaşırtan koskoca dev Tırlar. Evet evet günün en çok şaşırtan şeylerinden biri o kamyonların, o pit alanlarının bal dök yala kıvamındaki temizliği oldu. Hiç mi yol yapmıyorlar hiç mi kullanılmıyorlar nasıl bu kadar temiz, yağsız olur bütün bu alan anlamak güç.

Biz etrafı inceleyip fotoğraf çekerken biraz biraz Ömer Suner ile sohbet etmeye başladık ki bir anda önümüzden Michael Schumaer geçiverdi. Tam makineyi aldık çekelim derken de kayboldu gitti ama yine de bir iki kare yakalayabilmişim kendisini. Bu sırada da bize McLaren ekibinin pit alanını gezdirecek rehberimiz geldi ve bizlerle tanıştı tek tek. Önce kesin uyarılar geldi "Please do not take any photo or video inside pit area." Peki dedik ne yapalım, o sırada içeirye doğru girdik ki kapıda bekleyen siyahi güvenlik görevlisi abimiz kibarca bizi selamlarken aynı uyarıyı yaptı elimizdeki bu koca makineleri görünce.

McLaren Mercede Pit Alanı:
Sanki hastaneye giriyorduk, beyaz zemin pırıl pırıl parlıyordu. Fonda bangır bangır bir müzik çalıyor ve önümüzden geçen ekip üyeleri sakince işlerini yapıyordu. Muhtemelen tekrarı olmayacak bir an yaşıyorduk. Milyon dolarlık ekipmanlar, milyon dolarlık sponsorlar,milyon dolarlık bir araba ile burun burunaydık. Rehberimiz de işin heyecanını yaşıyordu detaylı detaylı her aşamayı anlatıyordu. Önce motor odasınına girildi işte karşımızda bu canavar makinelerden ikisinin kalbi duruyordu. iki küçük motor. İnsan bu cihazın onca gücü ürettiğini ve bu aracı 300 km üzerinde hızlara çıkardığını düşününce mühendisliğin geldiği noktaya hayran kalıyor. Motor ustası ses geçirmez bir oda içerisinde çalışıyor. 45 dakika içinde motoru söküp yenisini takabildiklerini söylüyor dövmeli abimiz. Bu sırada rehberimiz bizim heyecandan afalladığımızı farketmiş olsa gerek ki bizim adımıza sorular soruyor motor ustasına. Cevaplarımızı alıp devam ediyoruz. Şanzıman ve frenler görünüyor koridorun sonunda. Bir abimiz bilgisayarının başında, başına siyah bir örtü geçirmiş belli ki bazı testler yapıyor ve geldiğimizi duymuyor. Rehberimiz kendisini uyardığında toparlanıp yanımıza geçiyor. İşte karşımızda bu hız canavarlarını yürüten ve durduran aksamlar. Merak ediyorum “Bu fren balataları kaç dereceye kadar ısınıyor yarış süresince?”. Brembo balataların arkasına yerleştirilmiş dereceyi gösteriyor tekniker abimiz 280 derece maksimum gösteriyor balataya yerleştirilmiş derece ölçer. “Elbette son ısıya ulaştığınızda bu aracın durması mümkün olmaz ortalama değerlerde tutmaya ve mümkün olduğunca soğutmaya gayret ediliyor.” diyor. Nitekim pit alanına giren araçların dört tarafında göreceğiniz abiler de ellerindeki hava motorları ile tam da bu işi yerine getirmek için manuel müdahele ediyor ve hava motorları ile hava basıyorlar balatalara doğru.

Keskin balata, yakıt ve lastik kokuları arasında köşeyi dönüyoruz ve işte iki McLaren kuzu gib yatıyor orada. Her aracın başında 4-5 kişi, biri altına bakıyor, bilgisayar başında 3 kişi grafikleri inceliyor. Bu sırada benim adrenalin en yüksek eviyeye vurmuş durumda. Rehberimiz de bir yandan anlatmaya devam ediyordu ki araçlardan birinin motorunu bir anda çalıştırmaları ile kulaklarımızın zarı yırtılır gibi oluyor. Bu sözü rastgele bir tabir olarak kullanmıyorum gerçekten meydana gelen ses öyle tiz ve kuvvetliki kulak zarınızın tırmıklandığını hissediyorsunuz. Bir daha öyle bir sesi bu kadar yakından duyamayacağımı düşünerek kulaklıklarımı takmayor ve sesi dinliyorum. Bir daha ne zaman dinleyebileceğim ki bu sesi bu kadar yakından? Motor susuyor ve aracın başına geliyoruz, rehberimiz ilgimizi fark edince bir jest yapıyor ve Schumaer'in direksiyonu'nu alıp hakkında bilgi verip ardından direksiyonu bir anda elimize tutuşturuveriyor "Bakın ne kadar hafif değil mi?". Gerçekten de şaşırtacak kadar hafif, bir oyun kumandası sanki. Oysa elimizdeki PS3 kumandası değil milyonluk bir direksiyon.

Turumuz bitip pit alanını terk ettiğimizde bizim ekip huşu içerisinde bakıyor etrafa. Rehberimiz bir de Schumaer’in fotografını getiriyor bize. Biraz daha fotoğraf çekiyoruz Motor Home'ların önünde ve yine kartları okuta okuta locamıza dönüyoruz. Tarifi zor bir keyif içerisindeyiz. O sırada yemek başlıyor önden bir deniz mahsulleri tabağı servis ediliyor sonrasında ise size özel 2 aşçı bekliyor açık büfede. Karides, rosto, İtalyan usulü makarna vb geniş bir açık büfe menü var. Yemek eşliğinde de gazlı içeceklerden ağzınızın tadına göre beyaz kırmızı şarap seçeneklerine, Fransız içme sularından, Mum şampanyalarına kadar her şey yer bulunuyor. Kendinizi çok özel hissediyorsunuz bunca hizmet içerisinde. Garson kızların her biri etrafınızda pervane oluyor ne alacağınızı şaşırıyorsunuz. Daha fazla yiyecek içecek isteyen farklı lezzetler tatmak isteyenler için ise yine Paddock Clup Chill Out Lobby alanına geçiyor ve ağız tadınız için dilediğiniz siparişi veriyorsunuz.
Sıralama turları öncesinde yapılan GP2-GP3 ve Porsche GT yarışları ile iyice ısınan asfalt pist artık kokusunu her yere yayıyor. Kokladıkça adrenalin pompalıyor vücudunuz. O sırada ikinci bir pit yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Daha fazla vaktimiz olduğundan her bir takım için oldukça güzel bir süre ayırabiliyoruz izlemek ve fotoğraf çekmek için. Pit içerisinde mutlak bir Ferrari hegemonyası yer alsa da Ferrari tüm pit alanı önüne çektiği bantlar nedeni ile izin verdiği kişiler dışında kimse daha fazla yaklaşamıyor içeriyi izlemek için. Ferrari’den sonra en kalabalık ikinci ekip ise Red Bull. Fotoğraf çekimi konusunda da hiç zorluk çıkarmıyorlar, hatta ekip çalışırken bile poz verebiliyorlar. Bu yürüyüş sonrasında da bol fotoğrafla geri dönüyoruz ve Bridgestone ekibi bir çekliş yapıyor ve adım söyleniyor. “Ne de şanslı bir gün”. Aynı gün iki kere McLren ekibi yanına iniyorum. Bu sefer araçların dibinde fotoğraf bile çektiriyorlar.

Günün sonuna doğru yaklaşırken artık sıralama turları yapılıyor herkes yavaş yavaş yorulmaya başlamış ama F1 araçlarının sesini duyan canlanıyor. Önümüzden olanca hızı ile geçerken çıkan bu muazzam sesi duymak için bile bir daha gelinir, tam bir mühendislik harikası her bir araç. Sıralamaları farklı bir açıdan takip etmek için bir de çatıya çıkıyoruz. Daha geniş bir alana hakim olan teras katından virajlarıda görebiliyorsunuz. Sigara içmek isteyenler de burada konuşlanmış durumda. Bu sırada fark ediyorum ki makinemin vizöründe 3 tane mikro böcek geziyor :) Çıkarmaya çalışsam da çıkmayınca vazgeçiyorum.

Sıralama turları da bittiğinde artık saat 17:30 ve Bridgestone ekibi bu güzel günün sonuna geldiğimizi hatırlatıyor. Üzücü haber çabuk gelir. Geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz aracımıza doğru. Herkes mutlu ama bu muhteşem organizasyonun bitmesini istemez gibi görünüyor.

Günün Sonu:
Yakın bir dönem içerisinde Ford ekibini ve diğer WRC ekiplerini izlemek için WRC 2010 yarışlarını takip etmiştim. O da gerçekten apayrı bir heyecan yaşatmıştı bana ama F1 gerekten farklı bir heyecan. Hele hele F1'i bu şekilde Paddock Clup içerisinden izleme şansı ile tüm heyecanın içerisinde yer almak, kalkıp piti gezip, takımlarla sohbet edebilmek. Bir yanda yanında beliriveren Schumaer’i izlemek öte yanda Coulthard'ın röportajını izlemek apayrı bir ayrıcalık.

Bu ayrıcalıklı hafta sonu için Bridgestone ekibine, sevgili Yalçın'a ve de organizasyonda emek veren kişilere bir teşekkür borcum var. Keyifle izlediğim bir yarışa bakış açımı değiştirerek içime daha fazla motorsporları gazı doldurmamı sağladınız. Bununla birlikte sohbetinden büyük keyif aldığım dostlar edindim. Yazılarını takip ettiğim ama yüz yüze hiç gelmediğim sevgili Akay Peker, sektörde adını sık sık işleri ile duyuran ama yine tanışıklığım olmayan sevgili Ömer Suner, F1 aracını arkasından iterek ekibe destek veren ve yarış süresince biz pek de fark etmeden güzel fotoğraflarımızı çekiveren Burak Demiral. ( Bu arada öğrendim ki kendisi de bana çok yakın bir dönemde evleniyormuş ona da mutluluklar diliyorum.)

Kapanış:
Motorsporları'nın genç dostlarımız arasında daha etkili olması, insanların caddelerde değilde pistlerde yarışması için kesinlikle daha küçük yaşlardan itibaren bu ve benzeri organizasyonlara genç arkadaşlarımızı ve çocukları getirmek, onlara pist heyecanını ve asfalt kokusunu tattırmak gerekiyor. Böylece hayatlarını tehlikeye atmak yerine benzer organizasyonlarda hem başarı elde edebilecekleri işlere imza atmak için çalışırlar hem de kontrollü ortamlarda yarış heyecanını tadarlar. Şahsen ben heyecan duyduğum bir spora yeniden aşık oldum. Darısı sizlerin de başına.

Not: Gün boyu çektiğim 700 adet üzeri fotoğrafımı da yakın zamanda sizlerle paylaşacağım.
Sevgiler...

Mayıs 01, 2010

6 Milyonuncu Ford Transit Üretim Bandından İndi

@ Copyright Ford

Ford Transit, altı milyonuncu aracın üretimini gerçekleştirdi. Dün gerçekleştirilen törenle Kocaeli Ford Otosan fabrikası'nda üretilen Transit  banttan indirildi.

Ford Otosan'ın Kocaeli fabrikasında gerçekleştirilen törene Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, Ford Avrupa Başkanı John Fleming ve Ford Otosan Genel Müdürü Nuri Otay katıldı.

John Flemming; Transit'in 45 yıllık maziye sahip olması ile Ford Avrupa'nın en uzun süre banta kalan modeli olduğunu ama aynı zamanda da karlılık olarak en verimli araç olduğunu belirtirken Mustafa V. Koç, “İlk Transitimizi, 1965 yılında İngiltere'de hattan inmesinden hemen 2 yıl sonra, 1967 yılında Türkiye'nin ilk otomobili olan Anadol'un ardından İstanbul fabrikamızda ürettik. Türkiye'nin 1 milyon 177 bininci, dünyanın ise 6 milyonuncu Transit'ini hattan indireceğiz.




Transit, Türkiye'de üretildiği bu 43 yıl içerisinde Ford Otosan'ın tartışmasız 'Amiral gemisi' oldu. Ford Otosan, Transit ile dünyaya açılarak küresel bir oyuncu oldu ve bugünkü başarılı noktaya ulaştı. Türkiye'de ürettiğimiz Transit'lerin 700 bine yakınını ihraç ettik. Ülkemize 10 milyar doların üzerinde ihracat geliri kazandırdık. Transitlerimiz Kocaeli fabrikamızdan Avrupa'dan Avustralya'ya kadar 60'tan fazla ülkeye, toplam 5 kıtaya ihraç ediliyor. Bu yıl 50. yaşını kutlayan Ford Otosan, Türk otomotiv sektörüne ve Türkiye ekonomisine sağladığı katkı ile sektöründe öncü role sahip oldu.” dedi.



Transit'in ana üretim tesisi olan Ford Otosan Kocaeli fabrikasında düzenlenen törenin yanı sıra eşzamanlı olarak Transit'in üretildiği Southhampton - İngiltere, Nanchang - Çin, Hai Duong - Vietnam fabrikalarında da kutlandı.

Çiçek Abbas'ın Minibüsü 6. Jenerasyonu ile Rekora Gidiyor:

@ Copyright Ford Otosan

Transit deyince hepimiz biliriz bilmesine de daha iyi bildiğimiz Çiçek Abbas'ın minibüsüdür belki.  Bugün 45. yaşı içerisinde olan Transit Türkiye'de 43 yıldır üretiliyor.

Ford Transit'in fotoğrafları için tıklayın.

Ford Transit: 1965 - 2010 -- Üretim Tarihleri ve Zaman Çizelgesi'ni indirmek için  tıklayın

Nisan 30, 2010

Ford Formula 4 'e Ford Focus Motoru


Ford Focus'unuz 8 sat içinde bir Formula 4 aracına dönüşse? Kullandığınız bu sportfi hatchabck aracın içinde kullanılan motorun bir Ford Formula 4 aracındaki ile aynı olduğunu düşünmek enteresan mı geliyor? O  zaman biraz araştırın derim zira her ikisi de aynı motoru kullanıyor. Elbette biri 1 ton üzerinde ağırlığa diğeri ise 300 kilo üzerinde bir ağırlığa sahip olunca bu motor Formula 4'ü uçuruyor.

Fifth Gear ekibi ise 8 saat içinde bir Ford Focus motorunu söküp, Formula 4 aracına takıp bir de yarış pistinde tur atmaya çalışıyorlar. Buyrun burdan izleyin....


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Powered by Blogger